26 Haziran 2010 Cumartesi

Che Cannavaro !!


Hollanda futbol tarihi altın çağını yaşarken , Cruyff takımına önderlik edip Batı Almanya karşısına "gururla" çıkarken , henüz 1 yaşında olan bir çocuk doğuyordu İtalya defansı için emniyet görevi görecek ; Fabio Cannavaro...


Napoli ile başlayan kariyerini "efsane" olarak anılacağı Parma ile devam ettirirken takım arkadaşı ve ilerde "en iyi" olarak adlandırılacak "Buffon" ile beraber oynuyordu. Yanında oynayan , maçlara vücuduna "soğan sürüp" çıktığı iddia edilen "Lilian Thuram" ile birlikte önemli bir ikili olduktan sonra Parma takımının yaşadığı ekonomik krizler sonrası diğer pek çok yetenekli takım arkadaşı gibi iyi bir bonservis ücreti ile satıldı. Internazionale formasını giymeye başladığında kendisi için ödenen bonservis ücreti kısmında tam "23 milyon euro" yazıyordu. O dönemler sahip olduğu sayısız yıldızı benzer paralar karşılığında satan Parma daha sonra bu boşluğu kardeşi ile kapatmak isteyecek ama bu ucuz taktik başarılı olmayacaktır.

Inter yılları sırasında tanıdık bir isim , Hakan Şükür Parma ziyareti yaparken kendisi "piskopat" takım arkadaşı ve yaşıtı "Marco Materazzi" ile birlikte aynı takım aynı mevkide oynayacaktır.
Yıl 2004 olduğunda bir önceki transfer ücretine uzak bir bonservis bedeli karşılığında "10 Milyon Euro" bedel ile Juventus yolunu tuttuğunda eski takım arkadaşı ve artık "en iyi" olduğu iyice düşünülmeye başlayan "Buffon" ve "soğan tutkunu" arkadaşı "Lilian Thuram" ile kaderleri tekrar birleşmiştir.
Nedved , Mutu , Thuram , Buffon , Del Piero , Ibrahimovic , Zambrotta , Trezeguet , Camoranesi ve Emerson isimlerine kendisi de eklenen Cannavaro büyük bir beklenti yarattı. Kader midir bilinmez ama o gelmeden 2 sezon önce İtalya Ligi şampiyonu olup Final maçında Milan'a kaybeden Juventus o geldikten sonra ciddi bir başarı yakalayamadı. Zaten "defans işin temeli" diye düşünen İtalyan ekiplerinden Juventus ve bela adam "Luciano Moggi" meşhur skandal sonrası onu ve daha pek çok ismi takımda tutmayı başaramadı.


İşte İtalya futbolu için çok önemli olan bu adamın hikayesi tam burada başlıyor ;

Fabio Cannavaro , yaşanan sakatlıklar ve talihsizlikler sonrası kadrosu değişen İtalya Futbol Milli takımına "kaptan" olarak Almanya'nın yolunu tuttu. Marcelo Lippi antrenör olduğu için klasik bir "Lippi" hareketi yaparak daha sonra 2010 dünya kupasında "intihar" olarak gösterilecek olan "Juventus menşei kadrosu" ile rakiplerini tek tek alt etmeyi başarırken "Kaptan" dümeni hep elinde tutmayı başardı. Özellikle yarı final maçında "klasik" müdahalesi ile kestiği bir atağı "inatla" takip ederek atağa dönüştürdüğü pozisyonda Juventus takımından arkadaşı Del Piero gol yapınca "Kaptan" gerektiği zaman dümeni nasıl kırabildiğini daha iyi göstermişti.

Dünya kupası bittiğinde futbolculuk yaşantısı boyunca o zamana dek hiç lig şampiyonluğu yaşamamış bir "efsane" olarak Dünya Kupası şampiyonluğu yaşıyordu. Elleri arasında kalan kupa onun liderliği ve cesareti ile kazanılmış olsa bile o bunun keyfini takım olarak çıkarmanın doğru olacağını düşünen bir kaptandı.

Dünya kupası bittiğinde lanet adam "Luciano Moggi" ve sebep olduğu şike skandalı yüzünden Juventus takımını terk etmek mecburiyetinde kaldı. Kimileri Buffon ve Del Piero gibi oyuncular için "bırakıp gitmediler" dese bile kariyeri artık bitme noktasına gelmiş bir "Napoli" çocuğu için orada kalmak pek mantıklı olamazdı.
Real Madrid ile anlaştığında elinde "Fifa Yılın Futbolcusu" ve "Ballon d'Or ( Avrupada Yılın Futbolcusu ) ödülleri vardı. Ballon d'Or ikincisi takım arkadaşı Buffon , Fifa Yılın futbolcusu ödülü 2. ise "final arkadaşı" Zinedine Zidane oldu. Belkide Zidane'ın önünde aldığı bu ödül ona "efsane 5 numara" için kolaylık sağlamış olabilir.

Bütün bunlardan sonra çok büyük eleştiriler almasına sebep olan hataları yüzünden kötü başlayan Real Madrid serüveni "Pepe" takviyesi sonrası düzelir bir şekilde devam ederek 2009 yılına kadar sürdü. Yıl 2009 olduğunda artık 2. evi olan Juventus'a dönem vakti gelmişti.

2. Evi Juventus'da 2. seferi ilk sefer kadar güzel olmadı. Yine şampiyonluk kazanamamış olmasının yanında takımı ligi "ilk göz ağrısı" Napoli'nin arkasında 7. bitirerek bir sonraki sene avrupa yüzü göremeyecekti. Bunun yanında tek başarı umudu olarak görülen "Avrupa Ligi" maçında 4-1 gibi farklı bir skorla elendikleri "Fulham" maçı onun için adeta düşüş sinyalleri verdiği maç oldu. Takımını maçın henüz 27. dakikasında 10 kişi bırakırken , eski dostu "Zebina" onu yalnız bırakmayarak 90. dakika'da kırmızı kart gördü.

Kötü bir sezon geçiren "Kaptan" , Nike tarafından hazırlanan "Write The Future" temalı reklamların ana karakterleri arasında yer aldı. Kendisi için yazılan "che cannavaro che capitano" isimli şarkı ve özel reklam sahneleri ondan beklenen ne kadar çok şey olduğunu gösteriyordu. Oysa ne İtalya gruptan çıkabildi nede reklam'da kale ağzından çıkarttığı topu oraya yollayan Drogba ve Fildişi Sahilleri...


"Kaptan" turnuva sonrası milli takımı bıraktığını söyleyerek çok fazla şaşırtmayan kararını açıkladı. Tabi bunun dışında söylediği şeyler de vardı ;

"Benim jenerasyonum kadar yetenekli oyuncularımız yok. İyi oyunculara sahibiz fakat yıldız oyuncumuz yok"

Bunları söylediği takım Totti , Cassano , Miccoli ve hatta Del Piero gibi yıldızları kadroya almayan Lippi tarafından yaratılan "Juventusspor" kokulu İtalya takımı.

Bunun dışında "kaptan" turnuva öncesi "milli takım kaptanıyım ama beni isteyen takım yok , Napoli de beni istemiyor" demişti. Turnuva bittiğinde kendisi "Al-Ahli Dubai" ile anlaştı ve "Oraya taşınmayı hep istiyordum" dediği Dubai yolunu tuttu bile.


Kendisini ülke sınırları içinde bir kez olsun görebilmek ve kendi takımımın oyuncusu olarak izleyebilmek isterdim fakat bu artık mümkün olmayacak gibi gözüküyor. Büyük ihtimalle futbol yaşantısını 1 ya da 2 sene içinde noktalayacak olan bu büyük kaptanı ufak ufak uğurlarken bize yaşattığı derin "defans" hatırları için kendisine teşekkür ediyorum.


Che Cannavaro Che Capitano !

Dünya Kupası Fiyaskosu


Bu blog için düşüncelerim , hayal ve hedeflerim çok farklıydı. İlk yazmaya başladığım zamanlar "ulan dünya kupası bir gelsin , of yani ortalığı dağıtıcam" şeklinde ilerliyordu. Lakin olmadı ve olamadı...


Bilmem kaç haziran günü başlayan kupa hiçbir keyif vermeden devam ediyor. 2. tur maçları bugün ( 26 haziran cumartesi ) başlayacak olsa bile hiçbir etkisi ve zevki olmayan bu kupa ve 2. tur maçları beni heyecanlandırmak için yeterli olamayacak gibi. İnsanlar Şili ve Uruguay gibi futbol alakaları 30-40 yıl -ki bu 9-10 dünya kupası eder- süre ile "hortlayan" ülkeleri öve öve bitiremese bile , isimlerini yeni yeni duydukları oyuncular ve antrenörler tarafından ortaya konulan "eh işte" futbol için söylenebilecek pek fazla şey yok. İşin açık tarafı 22 yaşında bir insan olarak izleyebildiğim 4 dünya kupası içinde en zayıf bulduğum kupa bu oldu diyebilirim. Hani afrika insanı ve kültürü için bir eleştiri gibi olmasın ama bu kupa hiç öyle coşku ve futbol içermiyor.


Kısa ve öz kupa yazısı sonuna favori gördüğüm takımı yazarak nokta koymak ritüeli benim için dayanılmaz bir baskı sağlıyor ; Brezilya şampiyon olur , olmadı Almanya kuvvetle muhtemel olmak üzere çok cılız ihtimal Arjantin ismini görebiliriz.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Şampiyon Bursaspor !!


Koca bir sezon bitti ve lig şampiyonu belli oldu. Geride kalan 34 hafta ve ortaya çıkan tablo herkes için şaşırtıcı oldu şüphesiz. Galatasaray'ın mevcut kadrosuna rağmen aldığı derece , fenerbahçe'nin son anda kaybettiği şampiyonluk ve son şampiyon Beşiktaş'ın geçirdiği başarısız bir sezon. Bunların yanında Denizlispor gibi köklü bir kulübün lig'den düşmesi Ankaraspor cephesinde yaşanan olaylar.


Ertuğrul Sağlam soyadı ile en uyumlu insanlar içinde yer alıyor sanırım. Gittiği her takımı iyi yerlere getiren , efendi ve saygılı tavırları bir yana gösterdiği istikrar ve oyuncularına aşıladığı düşünce yapısı gerçekten mükemmel olan bir adam Ertuğrul Sağlam. Kendisi için söylenen o meşhur "adam gibi adam ertuğrul sağlam" tezahuratı tam anlamıyla onu anlatıyor. Özellikle "endüstriyel futbol" dedikler o eli kanlı futbol gidişatı içinde verdiği inanılmaz mücadele takdir edilesi. Bursaspor emin adımlar atarak şampiyonluk için koşarken o hep "sakin" bir tutum sergiledi. Zaten bu yüzden hiçbir zaman "aman be" denmedi kendisi için.

Bursaspor , Ertuğrul Sağlam takviyesi sonrası inanılmaz bir çıkış yakaladı. Daha çok yeni bir zamanda küme düşen bir takım olarak bu sezon "tertemiz" bir şampiyonluk yaşadılar. Tabi bu şampiyonluk averaj ve 3 büyüklerle oynanan maçlar göz önüne aldındığı zaman da sonuna kadar hak edilen bir şampiyonluk oldu. Türkiye kupası çeyrek final ilk maçı'nda 3-0 yenildikleri fenerbahçe'yi evlerinde 3-0 mağlup ederken olmadık bir gol yüzünden 3-1 kazanmalarına rağmen elendiler. Daha sonra o fenerbahçe'yi deplasmanda 2-0 geriden gelerek 3-2 mağlup ettiler. Daha önce deplasmanda yine 3-2 kazanılan bir Beşiktaş maçı ve içerde kazanılan bir Galatasaray maçı.
Bursaspor her anlamda hak etti bunu. Zaten oynadıkları futbol ve aldıkları neticeler her şeyi açık ve net gösteriyor. Devler ligi onlar için garanti ve bu çok önemli bir prestij ve maddi gelir anlamına geliyor. İnşallah orada da Türkiye'yi en iyi şekilde temsil edecekler. Bunların dışında söylenebilecek hiçbir şey yok çünkü bu tarifi imkansız bir devrim.

fenerbahçe ise bütün bir camia olarak büyük bir şok yaşıyor. Denizli'de yaşanan olayların aynısı tekrar yaşandı ve bütün camia aynı günleri tekrar geçiriyor. Fakat bazı şeyler hiç güzel olmuyor ;

Neredeyse bütün fenerbahçe yazarları tarafından söylenen değişik söylemler mevcut. Kimisi "lig temiz değil" derken kimisi "Trabzonspor top oynamadı" diye açıklamalar yapıyor. Zaten kişiliği ve aklı olan her insan şunu çok iyi bilir ki "erdem boyun eğmemek demektir". Tabi bazı "niyeti belli" yazarlar Trabzonspor'dan bu maç için çok düşük bir performans bekliyordu ve aksi durum için bir şeyler düşünüyorlardı. Çünkü "terbiye" sınırları olmayan bu yazarlar sırf "fanatik" oldukları ve "birileri" onların "fikir babası - cep ağası" olduğu için yorumlarını da "futbol" açısından değil "terbiyesizlik" üzerinden yaptılar. İşin asıl enteresan kısmı , hakem hataları ve hakem disiplinsizlikleri sonucu bir çok puan kazanmış olan fenerbahçe'nin hakemler tarafından "şampiyon yapılmadığı" iddiasını dile getirebilmek. Bunu düşünmek bile cidden komik ve içler acısı. Yani insan suçlu olduğu bir konu için başkasını suçlayabilecek duruma nasıl ve neden gelir bilmiyorum ama bu duruma gelmiş bir insan için artık hiçbir çıkış yolu kalmamış demektir , bunu çok iyi biliyorum.


Bunun dışında yaşanan çok enteresan bir durum daha var ; anons skandalı.

Yaşı 50 ve üzeri insanlar -ki ben buna dahil değilim- çok net hatırlayacaklardır ki fenerbahçe yine böyle bir dönem Galatasaray ile şampiyonluk yarışı veriyor. Beşiktaş karşısında 2-1 galip gelen fenerbahçe Galatasaray - PTT maçı için güzel bir haber bekliyor ve o güzel haber geliyor ; Galatasaray 1-0 mağlup olmuş !
Büyük bir heyecan , abartılı bir coşku derken yaklaşık 9-10 dakika sonra bir haber daha geliyor ; yanlış haber , Galatasaray 7-1 kazanmış.

Tabi bu durum bundan 40 yıl önce yaşandığı için dönem şartları ve imkanları yüzünden mazur görülebilir , lakin bugün sahip olunan imkanlar ve teknoloji söz konusu olduğu için bu tip bir durumun yaşanması inanılmaz derecede zor. İşte 16 mayıs 2010 günü fenerbahçe camiası "2. Anons Skandalı" ile sarsıldı. Şahsen maçı izleyen birisi olarak arada bir Bursaspor maçı kaç kaç diye bakıyor ve daha çok altyazı ile takip ediyordum. Son 30 sn oynanırken Bursaspor maçı 2-1 önde götürüyordu ve o sırada fenerbahçe stadı büyük bir uğultu ile adeta sarsıldı ; gol !
Yaklaşık 1-2 dakika süren ve ara ara alevlenen bu sevinç sonrası diğer kanalı açtım ve Ertuğrul Sağlam röportajı ile karşılaştım. Arka fon "sevinç içinde olan Bursaspor taraftarı" ile doluydu ve hiç öyle "galip olamamış takım" görüntüsü yoktu. İşte tam bu nokta'da tekrar fenerbahçe maçını açtım ve son 1-1.5 dakika oynanırken stad hala sevinç içindeydi. Nitekim maç bitti ve seyirciler büyük bir sevinç içinde saha içine girdi. Omuzlara alınan Vederson bir yanda forması istenen Baroni diğer yanda çoşku dolu bir sevinç hakimdi. Tabi bu sevinç yaklaşık 1-2 dakika sürdü sürmedi , fenerbahçe futbol takımı daha önce kırdıkları "en az süren şampiyonluk sevinci" rekorunu egale etmiş oldu.

Tabi bütün bunlar olurken "Bursa'dan çok önemli haberler var" diyen ve daha sonra "kesin sonucu birazdan alacağız" diye ekleyen spiker beni bile şaşırttı. Sonucunu bildiğim bir maçın sonucu için "bekleme" durumuna geçmek istemedim ve diğer kanalı açtım. Zaten her şey ortaya çıktı.


Netice olarak koca bir lig bitti. Daha önce "popo ile top tutma" , "ağlama işareti yaparak sevinme" gibi "saygısız" gösteriler sunan futbolcular bu kez kendi stadları içinde "hapis" vaziyette bekliyorlardı. Volkan 800 küsür dakika gol yemeden çıktığı maçı "66 dakika" gol yemeden tamamlayarak yeni bir rekor girişimi için ilk adımı attı. Bunun dışında Bilica kuyu kazmadı , Lugano kafa atmadı ve duran top golü olmadı. Zaten bunlar olmadığı için fenerbahçe kazanamadı. Koca bir lig "paça sıvamak için 33. hafta bile erken" dermiş gibi bitti ve Bursaspor bir devrim yaşattı. Hollanda ve Fransa ile başlayan "futbol devrimi rüzgarı" nihayet bizim ülkemiz için de geçerli oldu artık. Sanırım hiç kimse "duran top golleri ile öne geçen ve defans yaparak bunu koruyarak şampiyon olan bir 3 büyük" istemezdi. Yok canım istemez sanırım kimse. Tabi o "bazı" yazarlar ve "bazı" kişiler hariç.



Son olarak Bursa halkı , Bursaspor camiası , Ertuğrul Sağlam ve diğer emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler ediyorum. Bize , yaşı 25 altı olan bu nesile yaşattıkları bu "anadolu destanı" ve daha ötesi "temiz şampiyonluk" için onlara ne kadar teşekkür etsek az. Ayrıca desteklemiş oldukları bu "iyi olan her zaman kazanır , inanç hiçbir vakit kaybetmez" düşüncesi için "günümüz insanı" adına ayrı bir teşekkür sunuyorum.

26 Nisan 2010 Pazartesi

Galatasaray Olmak


Ne çok konuşuldu "şike" söylentileri bu aralar. Önce zan altında bırakılan çeşitli insanlar ve daha sonra koca bir "Galatasaray Camiası" bu "pis" iftira ile imtihan edildi adeta. Bütün bunlar ufak bir rant , ucuz çıkarlar için yapıldı hemde. Evinde 2-0 galip durumdan 2-3 mağlup olduğuna bakmadan "bu maçı verir" dedi "koca?" bir camia Galatasaray için.

Nitekim maç öncesi o çok tartışılan , "neden aynı saat oynanmıyor" diye feryat edilen Kasımpaşa maçı oynandı. Hatalı bir çıkış yapan ve 0-1 biten maçın tek golü için sebep olan Murat Şahin iyi bir maç çıkarmıştı. Kimse onun için "şike yaptı" demedi ki denmesi sa.ma olurdu zaten. Sırf hatalı bir çıkış yaptığı için yaptığı onca kurtarış göz ardı edilemezdi normal şartlar altında.
Peki durum böyle ise neden oynanmamış bir maç için şike söylentileri olmuştu ? Ve daha önce şampiyonluk yarışı veren ezeli rakipleri ile şampiyonluk yarışı içinde olan rakiplerini "yenemeyen" bir camia bunu ne hakla söyleyebiliyordu ? Daha ötesi tarahi boyunca böyle "onursuz" bir eylemde bulunmamış bir takımı , evvel zaman içinde tam tersi bir hareket yapıp "satacak" dinilen maçı "rahat" kazanan bir takımı kim ne mantıkla böyle karalama yoluna gidebiliyordu ?

Galatasaray - Bursaspor maçı 0-0 bitti. Bu sezon büyüklere deplasmanda yenilmeyen , Beşiktaş ve fenerbahçe takımlarını 2-3 mağlup eden Bursaspor Galatasaray karşısında galip gelemediği gibi bir çok pozisyon verdi. Yakaladığı pozisyonları golle noktalamış olsa "birileri 'yinede' utanmadan" bir takım şeyler söyleyecekti kesinlikle ama olmadı , maç 0-0 bitti.
Peki bu söylentileri ortaya atan "insanlar" şimdi o tavırları gibi "helal olsun" diyebilecek mi ? Sanmıyorum bile diyemiyorum çünkü elbette hayır. İşte bu yüzden Türk futbolu ve bu tip "ucuz çıkarları" amaç bilen zavallı kişiler hiçbir zaman gelişim gösteremeyecek. Ve evet fenerbahçe avantaj sağlamış olabilir ve şampiyonluk yaşayabilir ama şampiyonluk değil , "duruş" baki kalır.


Teşekkürler Galatasaray , başarılar Bursaspor.

22 Nisan 2010 Perşembe

Ligue 1 ( 2 )


Ligue 1 için geçenlerde yazdığım yazı genel fikir olarak "her şey olabilir" fikri içeriyordu. Bu yazı üzerinden yaklaşık olarak 11 gün geçti ve 11 nisan 2010 günü yazdığım o yazı sonrası bir çok şey değişti Ligue 1 semalarında.

Şu an bakıldığı vakit Marsilya büyük bir avantaj yakalamış durumda. 68 puan ile birinci konumda olan Marsilya'nın en yakın rakibi Auxerre takımı ile arasında tam 5 puan fark var. 63 puan olan Auxerre , 3. sırada bulunan Lyon ile 4 puan gibi önemli bir fark açmış durumda. Yani 1. Marsilya "ilk iki takımın" şampiyonlar ligi vizesi aldığı ligi büyük ihtimalle ilk 2 içinde bitirmeyi garantiledi. Zira kalan basit bir matematik ve ufak bir mantık hesabı ile bakacak olursak 33 maçta 68 puan almış olan ve maç başına 2 puan alan Marsilya kalan 5 maç sonunda 10 puan bile alsa 78 puan olacak ve 3. Lyon 5/5 yapsa bile geleceği 74 puan sonunda en fazla 2. olmakla yetinecek.

Peki diğer takımlar ?


Bundan 3-4 hafta öncesine kadar "şampiyonluk" yarışı veren Montpellier ve Bordeaux , geri kalan haftalar sonrası 4. ve 6. ( Montpellier 4 Bordeaux 6 ) olarak yarışı sürdürüyor. Fakat Bordeaux Lorient ile deplasmanda oynayacağı maçını kazanırsa 60 puan olup 6. sıradan 3. sıraya yükselebilir. Ama burada bir sorun var ; 50 puanda bulunan ve en azından "uefa" için ufak bile olsa ümitleri bulunan Lorient evinde sadece 2 maç kaybetmiş. Bu maçlar ise "Marsilya" ve "Lyon" ile oynadığı maçlar. Yani hiç kolay olmayan bir deplasman maçı için sahaya çıakcak olan Bordeaux bu maçı kaybederse -ki evinde 6 beraberlik almış olan Lorient için en yüksek ihtimal beraberlik- 6. sıra onlar için "mesken" olabilir. Elbette Bordeaux "eksik maçı" sayesinde biraz da olsa şanslı.

Ve 3. olmak için yarış veren Lyon ;

Lyon şampiyonlar ligi mücadelesini sürdürürken Almanya'da aldıkları 1-0'lık mağlubiyet onları yaralamış durumda. Bunun dışında geçtiğimiz hafta olaylı Bordeaux deplasmanını 2-2 ile "kurtaran" Lyon önümüzdeki 2 hafta adeta "cendere" içine girecek.
Bu hafta Montpellier deplasmanı ile başlayan "zor" haftalar daha sonra içerde Auxerre maçı ile devam edecek. 27 Nisan 2010 günü Bayern Münich ile şampiyonlar ligi maçı yapacak olan Lyon 2 mayıs 2010 ve 5 mayıs 2010 günü Montpellier ve Auxerre maçlarına çıkacak. İşleri çok zor.

Ve Auxerre ;

Şampiyonluk yarışı ve 2. olabilme mücadelesi için kuşkusuz en "kilit" takım Auxerre. "Meşhur" 2 ve 5 mayıs günleri önce içerde "Marsilya" daha sonra dışarda "Lyon" maçları oynayacak olan Auxerre , bu iki maçı da kazanması halinde inanılmaz bir avantaj elde edeceği gibi "Ligue 1" onlar sayesinde yine o "karışık" günlerine geri dönecek. Zaten yoğun bir tempo içinde olan Lyon ve şampiyonluk yaşamak için sabırsızlık çeken Marsilya bu maçlardan puan kaybetmesi durumunda Auxerre avantaj yakalayacağı gibi "son şampiyon" Bordeaux da "son bir umut" içine girecek.


Neticede bir şeyler şekil almış olsa bile Ligue 1 hala çok karışık. Dünya kupası öncesi Lig 1 şampiyonu kim olur bilinmez ama dünya kupası sonrası şekillenecek "futbol anlayışı" ve hareket kazanacak olan "transfer piyasası" yüzünden seneye daha da zor bir Ligue 1 izleyeceğimiz kesin. Dolayısıyla takımlar ellerine geçmiş olan bu "şansı" iyi değerlendirip en iyi yeri yakalamak zorundalar.

21 Nisan 2010 Çarşamba

"Olmadı" Alper Tezcan


1999 yılı , Ali Sami Yen'de oynanan bir Bologna maçı...


Bu giriş son yılar içinde Galatasaray'ın uefa kupasına yürüyüşünü değil , "Alper Tezcan" isimli eski futbolcu tarafından yapılan "haber" gibi şeylerin girişi halini aldı.

Bilindiği gibi Alper Tezcan büyük umutlar , büyük beklentiler içinde forma giymesi gözlenen , arzulanan bir "genç" yetenek idi o zamanlar. Alper Tezcan ve onun gibi gençler kurtuluş olacaktı Türk futbolu için. Fakat Alper bir futbolcu için en talihsiz olaylardan birisini yaşayarak bir sakatlık geçirdi. Ayağı kırılan Alper daha sonra sakatlığı tedavi edilse bile eskisi gibi olamadı hiçbir zaman.
Peki şu an problem ne ?

Alper Tezcan'ın babası bir ara "fanatik" gazetesi ile yaptğı röportaj sırasında "vefasızlık" diye uzun uzun cümleler kurmuş. Alper'in sakalık sonrası hiç aranmadığını , tedavileri için yardım edilmediğini ve "futbol oynadığı dönem" içinde hiçbir ücret alamadığını söylemiş. Daha sonra "Emre ve Okan için vefasız diyorlar , o çocukların o zaman 500-600 milyar parası verilmemişti" diye ekliyor. Vay ki ne vay ! Olay bir noktadan sonra "Alper" olmaktan çıkıyor ve "Galatasaray tarafından yapılan vefasızlıklar silsilesi" olarak devam ediyor ! Bende devam ediyorum aynen ;

"Para ödemedikleri gibi başka bir kulübe gitmesini de engellediler" diye "baba" tezcan. Yani Galatasaray kulübü bütün işini gücünü bırakmış "Alper kazanmasın da ne olursa olsun" turlarına başlamış ! Ve dahası var , "bütün servetini" oğlu "futbolcu" olabilsin ve "Galatasaray'da oynasın" diye harcayan baba , ne hikmetse bir anda "en azından bir mesleği olsun" diye "özel" okula yazdırıyor ! 11 ameliyat için "2,5 trilyon" ödeyen Tezcan ailesi "kira" bile ödeyemedikleri dönem "özel okul" masrafı karşılayabiliyor. Tabi son taksidi ödeme şekli de pek enteresan ; "gidip taksitle kamera aldım , öğretmen'e onu verdim" !

Röportaj bu şekilde gidiyor. "Diğer tarafta hesap verirler" demeler , "Devlet tarafından verilen altınlar bize ulaşmadı , hakkımızı almak için mahkemeye gitmeyi düşünüyoruz" demeler... Zaten son olarak "uefa madalyası" satışı gerçekleştirdi Alper Tezcan , hemde "2 kişi" arasında yapılan açık arttırma ve son anda alıcı olan "3. kişi" tarafından...


Ben futbolcu değilim. 13 yaşında "2 kemiği birden" olmak üzere kolum kırıldı ve ben 4 ay sonra eski sağlığıma kavuştum çok şükür. Hadi beni geçin yakın zamanda bir "Eduardo" örneği var. Bacağı ciddi anlamda "kopma" noktasına gelen oyuncu şu an "hala" Arsenal takımı oyuncusu. İşte "kırılma" anı ;

"Eduardo"

Daha yakın örnekler vermek gerekirse , "baba" Tezcan tarafından adı kullanılan "Okan Buruk" örneği en güzel örnek sanırım. Tabi "örnek" nasıl verilirse o şekilde.
Ve son örnek yine Alper Tezcan gibi genç ve defans oyuncusu olan "Uğur Uçar". "Yetkili" kişiler tarafından yapılan bir ihmal yüzünden yaşadığı sakatlığı "mağlup eden" futbolcu şu an Galatasaray'da "oynuyor".

Kısacası , "konuşmak istemiyor" diye oğlunu "mazlum mağdur" durumuna çeken babası sonrası "konuşmayı" tercih eden Alper Tezcan , üstünden 10 yıl geçmiş ve "kendi profesyonel olmayan yaşantısı" yüzünden noktalanmış kariyeri için ve geldiği bu "olumsuz" koşullar yüzünden "suçsuz" insanları suçlamaktan vazgeçmeli. Yaşadıkları elbette üzücü şeyler ama bunları "normal" yöntemler kullanarak dile getirmeyi tercih ederse onun için çok daha iyi olur. Zira kendisinden çok daha kötü maddi - manevi durumda olan insanlar da var ama hiçbirisi bu tip bir "kampanya" içinde değil.
Kendisi hakkında "açlık grevi" yapacağı yönünde haberler çıktı tekrar. "Ailem bunları çekmek zorunda mı ?" diye bitirdiği cümlesi içinde "ailece açlık grevi için geldik" ibaresinin yer alması "ayrıca" pek çelişkili.



Son olarak futbolcu sakatlıkları , hastalıkları konusunu bu kadar konuşmuşken , gerek futbolcu kişiliği , gerek insani duruşu ve büyüklüğü sebebiyle yeri her zaman ayrı olan Sedat Balkanlı'yı rahmet ve saygı ile anıyorum.

18 Nisan 2010 Pazar

Fenerbahçe - Beşiktaş "Bir Çukur Kazma Hikayesi"


18 Nisan 2010 günü fenerbahçe ve Beşiktaş için çok önemli bir maç vardı ; şampiyonluk düğümü.


fenerbahçe henüz 2. dakika'da golü buldu ve daha sonra bir kaç fırsat yakaladı. İlk yarı bitti , ikinci yarı başladı. Ben ilk yarıyı izleyemedim o yüzden ilk yarı için bildiğim tek şey bunlar. Fakat 2. yarı sahada kazanmak isteyen , baskı kuran ve pozisyon yakalamak için çaba veren bir Beşiktaş vardı. Buldular da o poziyonu ve o pozisyon penaltı ile sonuçlandı. İşte hikaye burada başlıyor , futbol sahaları için fazla enteresan sayılacak bir olay yaşandı ;

fenerbahçe futbolcusu fabio bilica , penaltı pozisyonu içinde yer alan ve buna sebebiyet veren adamdı. Yapmış olduğu "aşırı" dengesiz hareket sonrası penaltı noktasını gösterdi Hüseyin Göçek. Fakat bir şeyler ters gidiyordu çünkü kamera yerde yatan "Uğur İnceman" görüntüsü verirken arkada "penaltı noktası kazı çalışması" yapan bir bilica vardı !
bu noktada görüntü ile konuşmak isterim ;

http://www.rerererarara.net/sozluk.php?id=368699


bilica sahalarda daha önce "hiç" görmediğimiz bir şey yaparak "penaltı noktası kazısı" yapıyordu. Ve bu yetmezmiş gibi hakemi "topun doğru yere konmadığı" konusunda uyarıyordu. Gerçekten çok ama çok enteresan , hem penaltı noktasına "çukur" kazıyor hemde "top doğru yerde değil" diye itiraz ediyor.

Neticede penaltı gol olmadı. Şaşırmadınız sanırım. Daha sonra çıkan kırmızı kartlar ve duran oyun sebebiyle maç oynanmaz bir hal aldı ve fenerbahçe maçı 1-0 kazandı.


Bunun dışında her pozisyonda yere atlayan , topları "el" yordamı kesen , gerilimi arttırmak için elinden geleni yapan fenerbahçeli futbolcular vardı sahada. Şu an ligi 2. sırada götürüyor fenerbahçe ve 1. Bursaspor ile arasında 1 puan fark var. Önümüzdeki hafta bir Galatasaray - Bursaspor , Kasımpaşaspor - fenerbahçe maçları var. "Birileri" yolu kendi yolu zannedip Galatasaray için "maçı satacak" dese bile bunun olmayacağını onlar da çok iyi biliyorlar.



Bakalım , belki haftaya "pazar günü" yeni bir "lig" başlar ?