19 Aralık 2011 Pazartesi

Ordinaryüs


Ben sana yalan söylemem
Seni sevmiyorsam sevmiyorum derim
O kadar severim sadece
Ufak hesaplara girmem yani

Çünkü sen bir kitap okurken mesela
Aniden mevcut iki sayfayı atlayabilirsin
Sonra hayatı da öyle zannedersin
Karıştırırsın beni onunla , bununla
O zaman üzülmekten çok yaralanırım
Tam olarak ne dediğimi anladın mı ?

Serbest şiirler yazarım sana
Hiçbir edebi kaygım olmaz
Zira
Olmasa da olur , bir kaybım olmaz
Sen hariç
Samimi söylüyorum

Ayrıca sevgilim

Diyelim ki evimizi kumdan yapsam
Bi dalgada yuvamız yıkılır

Hatta erir

Çünkü kumdan kaleden
yuva olmaz
Ve bu da beni yaralar
Tam olarak ne dediğimi anlatabiliyor muyum ?

18 Kasım 2011 Cuma

Komikspor


* Uzun bir aradan sonra beraberiz

* Geçen gün sinemada Ghost Rider 2 filmi fragmanını izledim. Daha önce çekilmiş Ghost Rider filmini izlememiş olmamın da veridiği etkiyle olsa gerek , bir anda "aaa n'egzelmiş lan bu la !" gibi gereksiz bir cümleye gark oldum. Olmaz olaydım işte , aklınızda bulunsun.

* Twitter'ın da b.ku çıktı ya ben ona çok üzülüyormaktayım.

* Yeni girdiğin ortamda seni o ortamda bulunan insanlara tanıtan biri varsa , o kısacık süre içinde o insanın ellerinde oluyor hayatın. Mesela o insan seni "bu acaip komik bir adamdır" diye tanıtırsa bütün o ortamda geçen süre boyunca anlamsız bir sorumluluk hissediyorsun. Tabi bu yine iyi , mesela o kişi seni "bu adam tecavüzcü !" diye de tanıtabilir , ondan sonra gelsin "buluşma boyunca kıçını sakınan tipler".

* Şu 23 yıllık ömrümde fast-food namına çok kampanya gördüm ama Vodafone'un yaptığı kadar isyan kokanını görmedim. Adamlar "3 menü 5 tl" diye kampanya yapmış ki bunun türkçesi "gözünüz doysun hayvanoğlu hayvanlar !" gibi bi' şey.

* Bugün "Nerden kar ettiği anlaşılamayan esnaf" gibi bir kavram varsa bunun tek sorumlusu "Ne alırsan 1 tl" dükkanını ilk açan o insandır. Ağzımıza s.çtın 1 tl'ci.

* "Yaptığım espriye gülemeyen" insanı sevmem fakat ondan daha fazla sevmediğim insan "yaptığım espriye çok sesli gülen" insandır ki kesin o gülmeyenin tam yanında oturuyordur.

* Kimse kusura bakmasın ama Muhteşem Yüzyıl dizisini heyecanla izlemek bana çok garip geliyor.

* Görüşürüz çılgınlar.

24 Eylül 2011 Cumartesi

Yalnızlaştık Sanki ?


Sen onu bırakta , yalnızlaşıyoruz be arkadaşım.


İnsanların temel ihtiyaçlarını bile evlerinden çıkmadan halletikleri ; yemek siparişlerini internetten verdikleri , ayakkabılarını fırsat sitelerinden aldıkları , kağıt oyunlarını eğlence portallarında oynadıkları , facebook üzerinden aşk yaşadıkları bir dönemde yaşıyoruz. Aslında yalnızlaşmamızın hikayesi enformasyon devriminden öncesine , toplu alanlarda yaşamaya itilmemize kadar giden bir hikaye.


Bundan yıllar evvel , insanların bahçeli ve tek katlı evlerinde , olmadı az katlı ve komşuluk ilişkilerinin olduğu yuvalarında bir yaşam vardı. Binalar en çok 4-5 katlı , kat başına 2 bilemedin 3 daireden ortalama 15 dairenin olduğu yerler. Düz bir hesap yaparsak ( daire başına 3 kişi x 15 = 45 ) ulaşacağımız sonuç ortada ; samimiyet.
Bugün geldiğimiz durumda ise toplu konutlar , kocaman siteler ve dev binaların olduğu , kat başına 5 daireden 20 katlı binalara 100 dairenin ve haliyle 300 kişinin düştüğü günlere geldik. Birbirinden habersiz , tuz istemeye ne yüzü ne mecali olan 100 farklı hane.
Buna paralel olarak AVM mantığıyla bakkal kültürünü , tezgahta duran 4 çeşit peynirin tadını da unutmuş olduk tabi. Bizleri sabah saat 6'da yollara düşüren , akşam 8'de evimizin yolunu tutturan ve 2 saat yaşam müddeti sunan sistem okları da AVM'lere çevirdi.

Çok farkına varmadık belki ama giderek yabancılaştık. Zaman içinde banka işlemlerini , mutfak alışverişini ve hatta arkadaşlarıyla iletişimini bile internetten sağlayan bir insanlık haline gelmemizin sonucu olarak zivanadan çıktık. Bugün hiçbir olumsuzluğa tepki veremeyen , komşusunu kesseler gıkı çıkmayan bir toplum haline geldik. Sabahtan akşama kadar yayınlanan manasız dizileri izleyen , cümle kurmaktan aciz insanları baş tacı yapan bir tarzımız olmaya başladı. Neticede giderek yalnızlaştık , yalnızlığımız arttıkça kendimizden daha çok uzaklaştık.


Şimdi bütün bunları neden yazdım ? Çünkü ben de yalnızlaşanlar arasında bulunan bir insan olarak korkmaya başladım.



Sevgilerle.

4 Eylül 2011 Pazar

İhtiyaç


"Bu bir mahkumiyet yazısıdır , baştan uyarmak isterim"



Özlemlerinizi dudaklarından öpmek gibidir beklenti , sıcak bir ümit taşır kısadan. Bazen , sırf öyle olsun istediğiniz için "öyleymiş gibi" yapabilirsin mesela.
Bazen , korkularını yaşadığını hisseder ve içinde bulunduğun zaman diliminden sıyırmak istersin etini. Çünkü sen artık o korkuların içinde , öfkenin bir adım gerisindesindir. Söyledim mi bilmiyorum ama korkular öfkeleri doğurur. Bu hep böyle olmuştur.

Bütün bir hayatımızı duygularımız yönlendirmez elbette. Mesela bazen materyaller yön verir yaşadıklarımıza , yahut duygularımızı materyaller yönlendirmeye başlar hayatımızın çok alakasız bir noktasında. Hiç planda yokken içtiğimiz bir bardak limonata , hiç gereği yokken ettiğimiz bir küfür değiştirebilir bütün haleti ruhiye mevsimimizi. İşte o zamanları "kader" diye adlandırır insan ve aslında bunun kendisiyle hiçbir alakası yoktur.


Ve bazen , sırf özlediğimiz için ihtiyaç duyarız susmaya. Susarız elbette , ihtiyacımız olduğunca.

2 Eylül 2011 Cuma

Connected2.me ve Diğerleri


İnternet değişik bir mecra , farklı bir olay. İnsanların yaşadığı anlık ya da dönemsel yalnızlıkları gidermek için kullanabildikleri gibi daha farklı faydalar da sağlayabilecekleri bir yer.

Buna bağlı olarak ortaya çıkan çeşitli siteler internet kullanıcılarının ilgisini çekebiliyor. Örneğin bir chatroulette beklenen ilgiyi göremezken bir formspring için aynısını söylemek mümkün değil. Bugün interneti sosyalleşmenin içinde bulunduğu siteler dahilinde kullanan ağırlıklı kesiminin ilgi gösterdiği formspring'de , insanlara soru sorabildiğiniz gibi size sorulan sorulara cevap verme şansınız doğuyor.
Peki bu birbirinden farksız siteleri ayıran , "abi facebook güzel ama şu site tam ergen işi" dedirten şey nedir ? İnsanlar neye göre bu ayrımı yapıp böyle bir yargıya varıyorlar ?


Bunun için benim incelemeye aldığım site connected2.me isimli anonim chat sitesi.

Bugün yaşı 22 ve üzeri olan hemen herkesin bildiği , eskilerin efsanesi Mirc'in doğumundan bugüne gelinen süreçte alınmış yolun resmi olan bu sitede olay şu ; size ait olan sayfaya giren diğer kullanıcılar sizinle anonim olarak konuşuyor. Siz onların kim olduğunu bilmeden , onlar ise sizin kim olduğunuzu bilerek (eğer bir yerden link alarak geldilerse) konuşuyorsunuz.
Şahsi fikrimce buraya kadar hiçbir sorun yok. Zira insanlarla konuşmak , bir şeyler paylaşıp eğlenmek gayet normal. Fakat insanların kafasına yerleşen "bu çok ergence" düşüncesi yüzünden bu ve benzeri siteler için farklı bir bakış açısı oluşuyor.
Bugün twitter , facebook gibi dev kuruluşların ekmeğini yediği (örneğin gsm operatörlerinin kampanyalarından bu sitelerden bahsetmesi) siteler insanlar tarafından normal olarak nitelendirilirken , anonim bireylerin işin içinde olduğu siteler tam tersi şekilde değerlendiriliyor. Bunun en basit örneği ekşi sözlük kullanıcıları tarafından açılan "sözlükçülerin connected2.me sayfaları" başlığında yazılan entryler. Neredeyse hepsinin bu siteye üye olmasına rağmen yine neredeyse hepsinin bu sayfalarının linklerinin verme biçimleri aynı ;

"eksik kalmayayım dedim" , "komik bi' şey galiba , geldik" , "herkes kullanınca merak ettim" , "ilk kez üye oluyorum ama çok uzun sürmez sanırım"

Peki neden ? Yani madem bu kadar fuzuli görüyorsun neden oradasın ? O linki verirken bir açıklama yapacak kadar borçlu hissediyorsan neden bu eziyeti yaşıyorsun ? Hadi hepsini geçtim , sen onu yazınca insanlar "aaa aslında istemeden üye olmuş , çok cool" mu diyecek ?


Bütün bunların sebebi bu siteleri kullanan insanların esas niyeti ve temelinde interneti kullanma biçimleri. Oysa insanlar oraya eğlenmek , bir şeyler paylaşmak ya da normal bir arkadaşıyla geçirdiği gibi sohbet ederek zaman geçirmek niyetiyle girse bu problemler hiç olmaz. Çünkü sizin hiçbir zaman görmediğiniz ve belkide göremeyeceğiniz bir insanla , sevdiğiniz yahut hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir konu üzerine konuşmak kadar keyifli bir şey olamaz. Şahsi fikrim bu tip sitelerin insan gibi kullanıldığı sürece çok mantıklı seçenekler olabileceği. Bunu söylemekteki sebebim ise daha önce internet sayesinde tanışıp çok sevdiğim , bilgi birikimi fazlasıyla yeterli olan insanlara tanışmış olmam. Zaten diğer insanları elemek ve onlarla iletişiminizi kesmek sizin elinizde , aynen hayatınızda olduğu gibi.


Özetle ; bu tip siteleri "ergenler kullanıyor abi çok saçma yea" diye görmek ve bu tip imkanları böyle saçma bir duruma terk etmek insanların kendi yarattıkları bir durum. Bunun yerine oralara üye olarak insanlarla adam akıllı sohbetler edebilir , bilmediğiniz şeyler öğrenebilir ve keyifli zaman geçirebilirsiniz.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Özetle


* Reha Muhtar'a gözümün önünde 30 kişi saldırsa "yaa ayıptır durun" demem , görmemiş gibi yapar uzarım mekandan.

* "Çektiysen kahrımı - helal et hakkını" diyor Niran Ünsal. Demek ki o da içten pazarlıklı , hafif "heh durum eşitlendi ohh" diyen bir insanmış.

* Durumundan sürekli şikayet eden ama o durumdan asla vazgeçmeyen insanlara "ünlü" denir. Mesela bu insanlara sorsan ilgiden çok sıkılıyorlar , dışarı çıkamıyorlar ama 2 dakika tv'ye çıkma desen canından can almışsın gibi olur. Samimiyetsiz , sinsiler sizi.

* İnternetten ünlü olan insan 3G ile gezsin arkadaş , ne olacağı belli olmaz.

* Gökten Coca Cola yağsa bana Le Cola düşer yemin ederim.

* Kayahan ve o şarkısı ; Sarı saçlarından sen suçlusun. Bildiğin kuaföre tonla para harcadığı için trip yiyen bi kadın var orada.

* Ben eğer Türk isem elbette benim için Çin , Tayland , Japonya ve hatta Kore vatandaşı bir olacak arkadaş. Hepsinin gözler aynı neticede.

* Dünyanın herhangi bir yerinde bir çatışma varsa orada A.B.D de vardır , binlerce ölü de olacaktır. Alın size dünya siyasetinin dev özeti.

* "Kulağını deldiren çocuğun gerilimi : Babam ne diyecek ?" - Bu film tutar.

* Hadi ben kaçtım.

14 Ağustos 2011 Pazar

Souness Bayrağı Diktiğinden Beri


Galatasaray teknik direktörü Graeme Souness , dev Galatasaray bayrağını Şükrü Saraçoğlu'nun tam ortasına , kalbine saplıyor ve hikaye başlıyor...


Bugün ( 14 Ağustos 2011 ) fenerbahçe'nin bir taraftar grubu ( sanırım kendilerine "12. adam" diyorlar ) fenerbahçe'nin "gücünü" , daha önce yaptıkları "sayısız fetih" gibi beyoğlu'nu da feth edeceklerini söyleyerek mevcut mekana bir yürüyüş düzenlemiş. Yapılan resmi açıklamalarda yürüyüş için valiliğin izin vermediğini ve orgnizasyonun iptal edildiğini söyleyen taraftar grubunun açıklamasına rağmen oraya giden fenerbahçe taraftarları , şu an cezaevinde bulunan başkanlarını savunmak adı altında yürüyüşü gerçekleştirmiş.

Bütün bunların yanında söylediklerine göre oraları feth etmiş , sloganlar atmış ve Galatasaray taraftarını "polisin arkasına hapsetmişler".

Peki ne olmuş ? Onlarca youtube videosu , fotoğraflar , sloganlar ve facebook grupları. Neticede gerçek anlamda beyoğlu ile alakasız bir organizasyon gerçekleştirmiş ve yapmak istediklerini yapamamışlar. Bunun sonucunda hala daha "yo gittik olum yooo" diye konuşan ergen bireyleri arkasında bırakan ve ne için mücadele verdiğini bilmeyen bir camia kalmış arkada.


Şampiyon oldukları ( şike soruşturması henüz bitmedi , geri alınabilir ) bir sezon sonrası , kendilerine ait olduğu söylenen kadiköy'de sevinmekle yetinemeyen ve beyoğlu'na kadar yürüme hazımsızlığını sergileyen bu taraftar grubu , bunu gerçekleştirememiş olmasının rövanşını "başkanı savunmaya gidiyoruz !" adı altında tekrarlamış oldu. Futbolu güzel oynayanın , hak edenin kazandığı bir spor , bir eğlence gibi göremeyen bu topluluklar olayı yine fanatizm ile bağdaştırdı. Neticede kazanan olmadığı gibi tartaklanan , göz altına alınan ve zamanını / parasını böylesine fuzuli bir iş için harcayan insanlar baki kaldı.


Bütün bunların ardından söylenebilecek yüzlerce sayfa şey olmasına rağmen tarafsızlığımı bozan bir gerçekle , yazının başında yazdığım o cümleyi tekrarlayarak düşüncelerimi sonlandırmak istiyorum ;


Bu yara Souness Bayrtağı Diktiğinden Beri...




Önemli Not : Bu yazı ; Şişman ve yaşlı amcanın Souness'ın bayrağı dikmesinin ertesi senesi Ali Sami Yen çimlerinde elinde fenerbahçe bayrağı koşması ve düşmesini , "Rambo" lakaplı ne idüğü belirsiz vatandaşın 1 gün boyunca çekirdek yiyerek saklandığı Ali Sami Yen reklam panolarından elinde bıçakla çıkmasını ve yaka paça dışarı atılmasını hatırlayan herkese gelsin.