5 Eylül 2010 Pazar

Yazmıyorum


Aklımda yazacak çok şey , birikmiş pek anı , dökülmeyi bekleyen fazlaca bilgi var. Her şey iyi güzel ama ben yazmak istemiyorum , kriterlerimi çiğnemek isteyemiyorum. Yoksa buraya hakikaten yazarım , alasını yaparım ama yapma niyetim yok. Gurur yapmıyorum , hırs da değil ya da inanılmaz bir güven. Sadece kriter yaptım kendi kendime , öyle gidiyorum. Bunu niye yazdım onu da bilmiyorum , bilemiyorum.


"Siyaset yok , ideoloji yok , melankoli yok".



Not : Görsel bile içler acısı , düşün.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Rüya - 2


Rüya görmek benim için iyice eğlenceli bir iş oldu. Bugün uzun zaman sonra ilk kez normal bir insan gibi uyudum ve kalktım ama rüyalarım hala garip.


Ataşehir gibi olan ama aslında ataşehir olmayan bir yerde arkadaşlarımla beraber geziyoruz. Bir ara alışveriş yapmak için bir yere giriyoruz ve yanımda bir anda Elano beliriyor. Ben sürekli olarak "Elano adam gibi adamdır" diyerek ( Türkçe ) Elano'nun sırtına vuruyorum ve Elano her seferinde anlamış gibi gülerek bana kafa sallıyor. En sonunda bu Elona şu an hatırlamadığım bir terbiyesizlik yapıyor ve ben buna "Bu Elano adam falan değil !" diyerek hafif sarsıntılı bir şekilde vuruyorum. Sonra küsüyoruz , çok üzülüyorum böyle bir adamın arkadaşlığını kaybettiğim için. Daha sonra bir anda okula dönüyorum ama okul dediğin bütün okul hayatım boyunca gördüğüm ortalama insanlardan kurulu bir okul ve inşaat halinde. Biz böyle arada yürürken yaşlı ve ilginç bir kadın hoca benim elimi tutarak yürümek istiyor , kıramıyorum ve yürüyoruz. Daha sonra bu hoca bir anda gidiyor ve bir oda şeklinde olan alanımızda voleybol oynamaya başlıyoruz. Sonra derse giriyoruz ve yeni dönem için ceket , kravat ve gömlek satılan bir stand duruyor orada. Benim üstümde bütün bir okul hayatım boyunca olduğu gibi yine kravat ve ceket yok , sanıyorum ki hoca bana bunları aldırmak için böyle iğrenç bir tuzak hazırladı. Oysa durum hiç öyle değil , kısa süre sonra hoca bize doğum günü tarihini veriyor ve yaklaştığını belirtilerek ince bir mesaj gönderiyor. Ben "hocam bunları onun için mi koydunuz , benim şu an param yok çünkü" diyorum ama hoca bir anda "yok canım ne alakası var" diyerek konuyu geçiştiryor. Sonra en uç sırada oturan benim yanımda oturan kız arkadaşım bir anda dizi oyuncusu oluyor , yanında oturan kız ise Sinem Kobal. Bu Sinem Kobal olan bir anda ağlamaya başlıyor , benim kız arkadaşımda onun arkasında ağlamaya başlıyor. Bir anda sınıf "küçük sırlar" sınıfı gibi olmaya başlayınca ben dayanamayıp gitmek istiyorum fakat tam o an sınıf nüfusu ansızın düşüyor ve Okan Bayülgen'in enteresan bir programına konuk oluyoruz. Programın bizi kapsayan kısmı hemen bitiyor , ben sınıftan çıkıp eve gitmek için koridordan geçiyorum fakat üzerime doğru "ultra mini bir inek yavrusu" koşmaya başlıyor. Bunu yakalıyorum ben yakalamasına ama üzerime doğru çok hızlı bir şekilde gelen "normal boy keçi yavrusunu" durdurmakta güçlük çekiyorum. ( zaten onu durdurmak için inek yavrusunu kullanıyorum ) Daha sonra koridor karışıyor , her yerde "çok minik ve kağıttan yapılmış ördek yavruları" uçmaya başlıyor. Kaçıyorum , okul kapısına doğru gidiyorum. Okul kapısında sınıf arkadaşım olduğunu düşündüğüm 3 erkek ve 2 kız var. Kız olan kişiye "kız arkadaşıma mesaj atsana kontör varsa , benim telefonum yanımda değil" diyorum. Bu önce "mesaj atmiyim , ariyim istersen" diye diretiyor fakat ben inatla mesaj atmasını istiyorum. Daha sonra çok şakalı 3 mesaj atıyor ; şaka "nbr canm :)" hemen ardından "işte bzde otryrz npyrsn bebiş ?" ve "bu arada erkk arkdşn brda :)" şeklinde. Burada herkes "kızlar birbirlerine çok seri ve anlamsız derece samimi mesajlar atar" durumu üzerine gülüyorlar ve ben de onlar güldüğü için gülüyorum. En sonunda kız "3g görüşme yapalım istersen ?" diyor ve cevabını benim vermediğim bir "evet" sonra kız arkadaşım 3g aranıyor , sanırım rüyamın burada bitmesi çok hayırlı oldu ;


Ekranda ( kızın telefonu ipad kadardı ) Fenerbahçe maçına Şükrü Saraçoğlu stadına gitmiş ve deli gibi bağıran bir Cengiz Küçükayvaz , bu tabloyu gördüğü halde "bu benim kız arkadaşım değil" diyemeyen bir ben.



Çok Mühim Not : Galatasaray taraftarıyım , Cengiz Küçükayvaz'ı hiç sevmem ve kesinlikle Gay değilim.

3 Eylül 2010 Cuma

Referandum Durumları


Referandum nedir , hangi oy ne anlama gelir , içerikler nasıl , sonuçları ne olur ?


Bütün bunlar aslında cevabı tek olan ama çarpıtılarak anlatılan şeyler. İnsanlar doğar , öğrenir , inanır , bu arara yaşamına devam eder ve sonunda ölür. Önemli olan insanların bir şeylere inanmaları ve bunu bilgileri , gördükleri gerçekler doğrultusunda yapması. Benim kullanacağım oy "hayır" olacak , buna sebep olarak yüzlerce sebep gösterebilirim fakat en belirgin örneklerden birini şu şekilde açıklayabilirim ;

Evet isteyen tarafın bütün tanıtımları , reklam içerikleri ve iddiaları "özgür" olabilmek , çağdaş olabilmek konusunda. Fakat aynı taraf özgürlükten bahsederken aynı anda "hayır diyenleri tartaklayıp , yaptıkları gösterileri durdurabiliyor , sırf hayır dedikleri için sindirmek için elinden gelen her şeyi yapabiliyor". Ben buna çelişki ya da başka bir şey diyemiyorum çünkü bu çelişki değil yol ayrımı artık. Türkiye bir yol ayrımı içinde ; ya her istediklerini yapacağınız , eylemlerine sonuna kadar inanıp destek vermek zorunda kalacağınız bir tarafı seçeceksiniz ya da kısmen bile olsa özgür olacaksınız. Tabi karar sizin , eğer sırf "adı" özgürlük diye tutsaklığı tercih ederseniz siz bilirsiniz.


Düşünce ışık olsun dilerim.

Yavaş Yavaş


Gün Tanju Okan ile başladı , haliyle ne espri yapacak neş'e kaldı ne başka bir şey. Lüzumu kayıp bir ama pek ağır bir sonbahar kondu yüzüme , etekleri uçuşan bir yaprak düştü kül tablası üzerine yavaş yavaş. Geçmiş ve gelecek diyalogları bir yana , bugün kara bir kutu içine düşesice. Hayır , duygularımı bile ifade edemiyorum , hiçbir şey yapamayacak duruma geldim. Vaziyetim sadece Tanju Okan sözleri yazacak kadar.


esasında hancı ; ben , ben her zaman böyleyim.

Tanju Okan Sabahları




Sabah sabah Tanju Okan dinleyip dert edindim kendime. Bunun şerefine bir Tanju Okan yorumu koydum sayfama , açıp açıp içleniyorum durduk yere.


Selamlar olsun üstad...

Macarena Günleri


Vaktiyle ( sanırım 13 - 14 yıl önce ) bütün bir dünya üzerinde fırtına gibi esen , sözleri pek çok ülke vatandaşı tarafından uydurularak söylenen bir şarkıydı Macarena. Daha sonra modası bir daha başlamak üzere bitti , söndü gitti.

O zamanlar herkes başka uyduruyordu sözleri ama ben şöyle bir tercih yapmıştım ;


Hallata kundara dila magarina Vellata kundara pisa kosavina Allata kundara diya magarina Heeey magarina !



Ayrıca yani "bu herifler eşşek kadar herifler , ne işleri var makarina kukarina" diye düşünmemiştim o zamanlar.