30 Kasım 2010 Salı

Gel Clasico


29 Kasım 2010 günü oynanan Barcelona - Real Madrid maçına ithafen ;


Türk insanı çok garip. Ben işin hiç Barcelona ya da Real Madrid kısmıyla ilgilenmeden direkt bunu yazmak istiyorum. Hayatları boyunca belkide hiç gitmedikleri ya da gitmeyecekleri , en azından vatandaşı olmadıkları bir ülke'nin futbol ligi müsabakası için birbirlerine küfür eden , olayın içinde olan taraftarların ( ispanyol kısmı ) sevincinden çok sevinç yaşayan bir toplum olduk.

Yok efendim Ronaldo o.ç imiş , yok Ramos şerefsizin önde gideni imiş , yok Mourinho ağzının payını almış. Bunlar bizim meselemiz mi ? Bu maçın 1 gün öncesinde oynanan Galatasaray - Beşiktaş maçını kaç Barcelona , kaç Real Madrid taraftarı duymuştur ? Hadi bırakın sonuç için sevinmeyi , kaç tanesinin haberi olmuştur ?



Bu konu dışında ufak bir teknik analiz ve Mourinho konusu için bir şeyler de söylemek istiyorum.

Barcelona için "inanılmaz keyif veren futbol oynuyorlar yea" diyen insanların "inanılmaz keyif veren futbol" tanımlaması için "sabaha kadar pas yapmak" eylemini kullandığını gördüm bugün. Rakibi pres bile yapmazken top çevirip topuk pası falan vermeler , tam kreşlik. Hani bu Barcelona benim izlediğim son 38 dakika içinde 3 pozisyon buldu , 2 tanesini gol yaptı. Zaten attıkları goller öyle çok üstün futbol ürünü değil , dağılmış bir rakibin zaafiyet gösterdiği anlar geldi.

Mourinho konusunda ise "n'oldu mourinho koyduk mu ?" diyecek kadar çıldırmış insanlar için söylenebilecek çok fazla bir şey yok. Bu artık bildiğin kuyruk acısı , bildiğin kuru bir intikam çığlığı. Zaten Mourinho'nun sevinç turu attığı meşhur Barcelona - Inter maçı sonrası "böyle terbiyesizlik olmaz" diyenlerin bu maç yaptıklarını görmek Mourinho sevmeyenlerin kendi tükürdüklerini yalaması oldu. Açılan mantıksız pankartlar , çıkan olaylar ve "şampiyonlar ligi finali için gösterilen sevinci gölgede bırakacak kadar abartılı kareler" olayın Mourinho dışında kalan kısmını herkese gösterdi.


Neticede geriye kesin başlıklar kaldı ;


1 - Xavi - Iniesta normal futbolcular değil
2 - Barcelona dünya'nın en iyi "takımı"
3 - Barcelona seyirci kendisini gösterdiği gibi "efendi" değil
4 - Mourinho hala dünya'nın en iyi teknik direktörü
5 - Uzun yıllar unutulmayacak bir skor ortaya çıktı
6 - İkinci maç inanılmaz olacak

27 Kasım 2010 Cumartesi

Doğum Günü Çarpışması ( Gerilim Filmi ) - İkinci Bölüm


Kararımı vermiştim...



Dünya üzerinde bulup bulunabilecek en azılı "çok soru soran adam" ile daha fazla zaman geçiremezdim. Bunun yerine çılgın kız tarafından yapılan teklifi kabul ederek mantıksız parti için yerimi ayırttım.

Çılgın kız mekana arabasıyla gelmişti ve az önce yaklaşık 19 kişiyi evine davet etmişti. Bunun karşılığında bu insanların ulaşımını sağlaması , en azından fikir verebilmesi gerekirdi. Kısa bir düşünce süresinden sonra "bi kaç kişi benimle gelsin , diğerleri dolmuş ya da otobüsle gelsin" dedi. Tam o an "av öncesi dönemi" içinde olan erkeklerden biri "evet abi hadi şurdan binelim" diyerek kıza "bak öküz gibi atlamıyorum , sevişilecek insan benim" mesajı verdi. Bunun altında kalmak istemeyen ama geç kalan diğer erkekler ise "evet hadi gidelim" diyerek durumu destekledi fakat "hadi" sayısını ve ısrar tonunu yüksek tutarak "bak biz de öyle hayvan değiliz , seninle gelmek için öküzleşmiyoruz" mesajı verme çabası içine girdiler.

Tüm bunlar olurken ben hiç ses etmiyor , belki beni unuturlar diye bu simsar grubu ile aramda bulunan "takip" mesafesini koruyordum. Tam herkes dağılmaya başladığı an çok güzel olan kız "aaa hadi ne duruyorsun gelsene" dedi. Evet , ben onun arabasıyla gidecek olan gruba dahil edilmiştim fakat bu duruma inanılmaz bir nefret duyan bir grup vardı ; simsar abazanlar...


6 kişi bindiğimiz ve yaklaşık 40 dakika süren araba yolcuğumuz boyunca tek kelime etmedim. Sadece arabaya binerken sağ bacağım ve g.tümün birleştiği nokta olan bölge kapı darbesiyle sıkıştığı için "ahh" demiştim. Yolculuk bittiğinde geldiğimiz yer adeta bir saray , bir "özgürlükler ülkesi" gibiydi. Kapıda bizi 3 tane "çok özgür kız köpeği" karşıladı. İyi eğitim almış , şirin ve temiz bu 3 köpek bahçe boyunca bize eşlik ederek oyunlar oynadı. Simsar abazanlar henüz gelmediği için sakin geçen bahçe merasimi çabuk bitti ve eve girdik.

Çok güzel kız "ne içiyoruz ?" diye sordu. Herkes cevap verirken ben dikkatimi çeken el oyması koltuklar yüzünden cevap verememiştim. Soruyu tekrarlayarak "e hadi ama daha gece uzun !" dedi. Bunun üzerine "fark etmez" diyerek onu daha çok sinirlendirdim , bilmeyerek. O sinirle yıllar yılı türk filmlerinden öğrendiğimiz bir ölçü olan "bi parmak viski" yerine patso satan ucuz kafelerin öğrettiği "tepeleme" tekniğini kullanarak viski koydu. Viski sevmeyen ve o kadar viskiyi hayatı boyunca içmemiş olan birisi olarak "fark etmez" diyerek bunu hak etmiştim. Yavaş yavaş içmeye başladım , müzik açıldı.

Orada bulunan 6 kişi içinde kimseyi tanımayan yalnızca bendim. Beni oraya getiren dingil şu an otobüs ya da dolmuş köşelerinde "çok seksili hayaller" kurarken ben evime ve huzur dolu hayatıma yakşalık olarak 14 km uzaktaydım. Yürüyerek gidilecek gibi değil 14 km.

Yaklaşık yarım saat sonra hiçbir azalma belirtisi göstermeyen viski bardağımı gören çok güzel kız bana dönerek "aaa daha içmemişsin , kırılıyorum ama" dedi. Çok güzel kız bir anda bir anneanne , bir "çok yaşlı ve gençleri yemek yeme konusunda ısrara boğan üst komşu teyze" kıvamına gelmişti. Kendisine viski sevmediğimi ve ayrıca alkol tüketmek konusunda çok becerikli olmadığımı anlatmak isterdim ama buna da verecek çok uzun ve içinde "kırıldım" geçecek cümleler olacaktı. O yüzden kafamı zkmesi yerine gülümseyerek koca viskiyi "fondip" yaptım. Bunun karşısında yaklaşık 5 saniye kocaman gözlerle bana baktıktan sonra "valla helal olsun" dedi. Evet artık o benim için anneanne değil "tek saygı duyduğu şey çok iyi içen adam olan fuzuli arkadaşım" mahmut olmuştu. Mahmut bana bi viski daha koymak için giderken kendisine "az koy ha az koy" diyemedim , ok yayı zkertmişti bile afedersiniz.


Bütün bunların üzerinden 10 dakika geçmeden kapı çaldı. Çok güzel kız ( mahmut ) kapıyı açmak için gitti ve müziği bile bastıran bir sesle "hahahaha" diyerek çok sesli güldü. İçerden gelen sesler tef , kahkaha ve gülüşmeler şeklindeydi.


Bu gelen kimdi ?

20 Kasım 2010 Cumartesi

Doğum Günü Çarpışması ( Gerilim Filmi )


Ortam çok kalabalıktı. Yanımda duran çocuk sesini duymadığım için yanıma kıçın kıçın sokularak bir şeyler söyleme çabasını inatla devam ettiriyordu. Yüksek sesli müzik ve insanların çıkarttıkları gürültüler yüzünden kurduğu cümlelere mimiklerine bakarak tepki veriyordum. Eğer söyledikten sonra gülüyorsa gülüyordum , söyledikten sonra ciddi bir ifade takınıyorsa "bilmiyorum" diyordum. Hadi bunu ilk 4-5 seferde anlamamıştı ama aynı şeyi yarım saat boyunca tekrarlamış olmam da mı onu hiç kıllandırmamıştı ?


Saat 23:40 olunca bütün bir arkadaş grubu "artık evlerimize gidelim" manasında cümleler kurmaya başlamıştı. Fakat "bay her şeyi bilen" öyle düşünmüyordu ve "burdan sonra n'apıcaz ?" diyerek meyilli insanları yoldan çıkarmayı hedefliyordu. Başarılı olmuştu zaten , pek çok kişi burdan sonra bir yerlere gitmek istiyor ve gidecekleri yeri tartışmaya başlıyordu. Ben çok sıkılmıştım , üstelik bu doğum günü partisi işlerinden hiç hoşlanmazdım. Buna ek olarak ne dediğini anlamadığım adam aralıksız şekilde bana bir şeyler söylüyor ve ben ona gülümsüyor ya da "bilmiyorum" diyordum. 2 sandalye yanımda duran kel adam ( uzak bir arkadaş ) masaların yanında duran direklere ( ne olduklarını anlamadığım dekoratif içerikli direkler ) tırmanıp "vuhuu çok eğleniyoruz" , "huhaaa siz de gelin" gibi bilinçdışı cümleler sarf ediyordu.

Tüm bu keşmekeş içinde aslında ortamda bulunan bütün erkeklerin şov yaptığı , çaktırmadan güç gösterisi içine girdiği -diğerlerinden daha güzel olan- kız beklenmedik bir çıkış yaparak "arkadaşlar ; isterseniz bize gidelim" dedi. Bunun üzerine neş'eli kel direği bırakıp "vuhuuu size mi gidiyoruz ?" gibi içerik olarak retorik , özellik olarak abazan bir soru sordu. Zaten bu soruyu duyan erkeklerin yarısından çok daha fazlası ( %90 ) "ehehehe evet ya en mantıklısı" diye olayı destekledi. Bütün bunlar olurken çok soru soran adam bana bu kez işittiğim ve gayet anladığım bir soru sordu ; "abi işin yoksa burdan çıktıktan sonra bir şeyler içelim , konuşacak şeylerim var"


Şimdi önümde iki seçenek vardı ; ya o kızın evine gidip mantıksız bir eğlencenin ufak bir parçası olacaktım ya da çok soru soran ama hiçbir sorusunu anlamadığım adam ile bol sorulu bir alkol akşamı yaşayacaktım.


N'apmalıydım ?

17 Kasım 2010 Çarşamba

Seninki Kaç Santim ?



Dünya yok oluyor , eriyor , bitiyor. Olmasın , böyle olmasın en azından demek anlamında.


Peki seninki kaç santim?

14 Kasım 2010 Pazar

Düşününce Şöyle Olabilir Aslında


Yazaragua ;


* "İlk kanı onlar döktü" diye katliam yapan bir Rambo var. İşte bu "Rambo Kafası" ile yaşayan çocuklar "o benim misketimi çalınca kafasına taş attım" deyu çıkıp geliyorlar. Bunların önüne geçmek lazım bence.

* Terminatör filminin hatırlamadığım bir serisinde başka bir gezegenden ( terminatör'ün memleketi ) gelen bir robot vardı , tam robot mu bilmiyorum ama. Bu robot istediği şekile girebiliyor olmasına rağmen Terminatör bunun kusura bakmayın ama .mna koydu adeta. Sonra angut gibi el sallaya sallaya gitti terminatör , o ayrı. Bence bu gerizekalı robot o kadar uğraşana kadar "Şahin K" olsaydı , gidip terminatör'e "n'apıyorsun .mna koduuum ?" diye keh keh gülseydi , ah bi gülseydi.

* "İstanbul'dan kız mı alınır ?" diye bile şarkı var , bunu bile yaptılar.

* Bizim ünlüler ara ara coşuyor ama coştumu tam coşuyor. Bir ara kim olduğunu hatırlamadığım bir kadın şarkıcı "ben kocamın ayaklarını yıkarım , sonra o suyu içerim" demişti. Şimdi sen böyle dersen ben "bunun derdi üzüm yemek değil , ayak suyu içmek" derim , hiç kusura bakma ismini hatırlamadığım şarkıcı.

* Bi arkadaş bazen gelip "yarın bi planın var mı ?" diye soruyor , hep yapıyor bunu. Sonra bi arıyor "benim işim çıktı abi daha sonra bi şeyler yapalım" diyor. Dikkat ederseniz ben bu adamı hiç muhattap almıyorum , hiçbir cevap vermiyorum ama bu adam sürekli kendi kendine plan yapıp kendi kendine iptal ediyor. Hayır iptal ederken sor bari , yok onu da yapmıyor.

* "Açık çek" tam olarak nasıl bir şey bilmiyorum ama tahmin ettiğim kadar açık olması benim aklımı zorluyor , ürkütüyor. Mesela çok zengin adamlar "al açık çek , istediğin fiyatı sen yaz" diyor ya ; ben olsam yine bi tereddüt ederim "acaba çok yazar mı lan ?" diye. Sonuçta çok zengin olabilirsin ama karşı tarafta çok yüzsüz olabilir. Hani "ulan adam büyük şekil yaptı ben en iyisi 100 bin tl yazayım" dese neyse ama ya "şimdi zktm belanı" zihniyetine mensup birisi olursa. Zaten o dakikadan sonra "aa hacı bizide düşün o kadar yazılır mı meh meh" diyen zenginin .mna koyim affedersiniz.

* Bence arap , yağı değil .şşağı bol bulduğu için çok sürüyor , yorum farkı tabi.



Durumlar böyle , kaçaragua.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Kırk Yapar Aslında


Devlet West - Sen Cücük Dersen ( Amazing Mix ) blog müziği oldu , oradan gayet dinlenebilir. Gerçi bunu okuyan kişi %99 parçayı da dinliyordur , otomatik açılıyor zira.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Hiç Komik Değil


Yine beraberiz ;


* 500 Bin Tl kazanmayı düşünüyorum , öyleyse varım.

* Bir Türk , uzaylıdan bahsederken "Alien" diyorsa o Türk dayağı hak ediyordur. Ver edin sopayı.

* İngilizce çok garip bi dil , alien yazıyorsun elyın diye okunuyor. Tabi aslında bu onların değil bizim garipliğimiz. Ben geçen gün ingiliz komşulara -sırf insanlık olsun diye- hal hatır sormaya gittim. Kapıyı çaldım , bu ingilizlerin yaş olarak en büyüğü kapı gözetleme şeysinden baktı uzun uzun , "kimsi ?" dedi. Hayır benim Türk olduğumu anlıyorsun , 3 yıllık komşunum , ne zkime bana "kimsi ?" diyorsun ! Üstelik "kimsin" bile değil , "kimsi ?". "Ebenin .mısı" diyip gittim. Bi daha da gitmem zaten.

* Ben sahip olduğum cansız nesneleri çok sevebiliyorum. Mesela geçen gün mouse pad aldım , bir tutuldum ben bu mouse pad'e ; sanırsın mouse pad değil nikahlı karım. Kimse baksın istemiyorum , birisi alıp gider diye korkudan ağlayasım geliyor. En sonunda baktım bu böyle olmayacak , bıçakladım mouse pad'ı 5 yerinden. Süngeri varmış içinde , o böyle çıkınca dışarı bi gözlerim dolar gibi oldu ama şimdi iyiyim.

* Mouse Pad diyoruz ama Apple bi gün onu da alır , olur sana dokunmatık mouse pad.

* Bazı insanlar hayatı çok rahat yaşıyor. Geçen gün bir arkadaşımı kız arkadaşı terk etmiş , bu perişan halde beni aradı. Benden önce aradığı diğer arkadaşı , ben ve bu terk edilen buluştuk bir mekanda. İlk başta bu yine iyi gibiydi ama bu anlattıkça ve bu diğer çağırdığı çocuk konuştukça çekilmez bir ortam oluştu. Mesela bu terkedilen "abi bi de zaten hep yalan söylüyordu" diyor , diğer herif "olum bunların alayı şerefsiz" diye basıyor damgayı ; bu mesela "abi zaten doğum günlerinde ben buna dünyanın parasına hediye alırdım o bana hep ucuz şeyler alırdı" diyor , diğer basıyor "bunlar hep para yer zaten" diye tespiti. En sonunda baktım bunlar gidip kızı dövecek boyuta geldi , dedim "senin hiç mi suçun yok şerefsiz ?!". Demez olaydım , bu başladı ağlamaya. Gece bu şekilde sürüp gitti , sabaha karşı mekanı terk ederken baktım bu diğer gelen çocuk "param yok ehehe" demeye başladı. Buna bi ver ettim sopayı ki öyle böyle değil. Meğerse kız arkadaşına doğum günü için ipod almış , ondan parası yokmuş.

* "Bi sen akıllısın he mi ?" diyen insanı çok pis döverim ben , açık konuşuyorum.

* Bir insan diğer bir insana "aklın varsa kaç olum" der mi ? Diyor. İşte ben bu manasız cümleyi nereye koyacağımı bilmiyorum. Hani yardım desen değil , tehtid desen değil.

* Pisa kulesini sırf "birileri kendi yamultmuş gibi şaşırtmalı fotoğraf çeksin diye" o şekil şemale soktuklarını düşünüyorum bazen. İnsanlık ayıbı.



Olaylar şimdilik böyle , behlül koçero.